SOSYAL MEDYA’DAN TÜM DÜNYA’YA -12
18 Ocak 2021 Pazartesi

SOSYAL MEDYA’DAN TÜM DÜNYA’YA -12

12 Kasım 2020, 02:01
SOSYAL MEDYA’DAN TÜM DÜNYA’YA -12
 İyi, doğru, güzel ve faydalı hususları hatırlatmakta fayda vardır. Kur’an-ı Kerim’de A’la Suresi 9. Ayetin mealini burada arz ediyorum: “O halde gerçekleri başkalarına hatırlat. Bu hatırlatma ister fayda veriyor görünsün ister görünmesin.”

Maksadımız işte budur. Biz de sosyal medyada paylaştığımız geçmiş yıllarda kalan hususları tekrar hatırlatıyoruz. Başka da maksadımız yoktur.
54-
Siyasetçi, bürokrat ve iş adamı, günümüzdeki demokratik sistemlerde 3 önemli kavram ve 3 mühim etkendir. Adeta geleceğe yön verirler ve bugünü belirlerler. Siyasetçi hem yasa çıkarır, hem de uygular. Bürokrat hem yasaların çıkarılmasında etken olur ve hem de uygulanmasında vazife görür. İş adamları da çıkartılan yasalara başta yön verir ve sonrasında da bu yasalardan yararlanır.
Baskı grupları diye bir kavramı duymuşsunuzdur. Duyanlar duymayanlar bir kez daha dinlesin, “baskı grupları, yasaların çıkartılmasında hükümetlere ve bürokratlara etki eden mekanizmalardır.” Bunlar, odalar, borsalar, sendikalar, vakıflar, dernekler, vakıflar gibi sivil toplum örgütleridir. Demokrasilerde en büyük baskı grupları odalar ve borsalardır. Diğerleri içerisinde biraz da sendikalar etkilidir. Ancak onlar da odalar ve borsalar kadar etkili değildir. Odalar ve borsalar zengin iş adamlarının güdümündedir. İşadamları odalar ve borsalar vasıtasıyla siyaseti ve bürokrasiyi etkilemektedir. Hele bir de bizim Ülkemizde Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) var ki, etkisi gittikçe kırılsa da hâlâ etkindir. Ülkemizde dernek sayısı 100 binin üzerindedir. 100 bin dernek içerisinde diğerleri çok fazla ağırlık ve yer tutmazken ve isimleri de toplum genelinde bilinmezken, TÜSİAD’ın bu etkisi neyle açıklanır? Düşünmek gerekir. Düşünürken Nasreddin Hoca’yı akla getirin: Rahmetli Nasreddin Hoca ne diyordu, “ye kürküm ye” diyordu. Bir de “parayı veren düdüğü çalar” diyordu.
Şimdi bu giriş kısmından sonra “siyaset, bürokrasi ve ekonomi” üzerine düşüncelerimi madde madde aşağıda açıklayacağım.
1 - Demokrasilerde siyaset, bürokrasi ve ekonomi arasında doğrudan doğruya bağ ve ilgi vardır. Normal şartlarda bu üçü birbirini doğrudan doğruya etkiler. Siyaset bürokrasiyi, bürokrasi de ekonomiyi etkiler. Ekonominin siyaseti etkilediği de ayrı bir gerçektir. Bunlar içerisinde en önemlisi siyaset ve siyasetçidir: “İyi siyaset iyi bürokrasi, iyi bürokrasi de iyi ekonomi demektir. Kötü siyaset kötü bürokrasi, kötü bürokrasi de kötü ekonomi demektir.”
2- Demokrasilerde siyaset, bürokrasi ve ekonomi bazı saikler etrafında cereyan eder. Siyaset oy saiki, ekonomi de kâr saiki ile hareket eder. Peki, bürokrasi hangi saikle hareket eder? Bürokrasiyi güdüleyen nedir? Hiçbir şey güdülemez. Bürokrat yalnız havayı koklar. Bürokrat iyi koku alır. Bürokrat aldığı kokuya ve rüzgarın yönüne göre hareket eder. “Bürokrat, gelen ağam, giden paşam” felsefesini kendisine ilke edinmiştir.
3- Siyasetçi bürokratik kademeleri belirlerken kendi yakın etrafının menfaatini mi düşünür, milletin genel menfaatini mi düşünür? Bu soruyu sormak bile abestir. Elbette siyasetçi kendi yakın etrafını düşünür. Çünkü siyaset millet ile değil yakın etraf ile yapılıyor. Vaziyet böyle olunca bürokrat da siyasetçinin yakın etrafına hizmet eder. Bürokratlar "leb demeden leblebiyi anlayan" insanlardır. Halka hizmet etmenin getirisinden çok Bakan’a hizmet etmenin getirisinin daha çok işine yaradığını ve koltuğunu ancak bu şekilde koruyacağını anladığı için çok da fazla halkı düşünmezler. Bundan ekonomi olumsuz etkilenir. Gelir dağılımında adaletsizlik artar. Toplumda da fakirlik artar.
4- Günümüzdeki demokrasilerde domino taşları gibi birbirini deviren yanlış bir mekanizma vardır. Siyaset şahsi ikbal ve kısır çekişmeye, bürokrasi ihtiras ve kibre, ekonomi de haksız kazançlara endeksli olduğu için, siyaset bürokrasiyi, bürokrasi ekonomiyi, ekonomi de bütün milleti devirir ve bitirir. Siyaset bozuk ise hepsi bozulur. Siyaset bozuk ise hepsi bozulur, ancak zararı da yalnız millet görür. Siyasetçi başının çaresine bakar, bürokrasi gününü gün eder ve iş adamı ve sermayedar haksız kazanç elde eder. Halkın geneli yoksulluğa mahkum olur. Yoksulluğa mahkum bırakılan halk küçük şeylerle (çocuklarına asgari ücretle iş verilmesi, kömür ve gıda yardımı gibi şeylerle) kandırılır.
5- Demokrasilerde bürokrasi çok önemli bir yer tutar. Siyasetçi bizzat uygulayıcı değildir. Bizzat uygulayıcı olan bürokratlardır. Bürokraside görev alanların niyet, kabiliyet ve nitelikleri iyi ise bu siyaset ve ekonomiye iyi yansır, kötü ise kötü yansır. Uygulamada iyi bürokrata zor rastlanır. Çünkü iyi bürokrat siyasetçi tarafından istenmez. Siyasetçi millete hizmet eden bürokratı değil, kendisine hizmet eden bürokratı sever. Bu da beraberinde kısır döngü getirir. Devletin kurumlarının teslim edildiği bürokrat niteliksiz ve çıkarcı kişilerden seçildiği için siyasetçi vatandaş karşısında zor durumda kalır. Çünkü vatandaş hizmet alamadığı için siyasetçiyi suçlar. Bürokratın iyi olduğu ve nitelik sahibi olduğu durumlarda siyasetçi yine zor durumda kalır. Çünkü siyasetçi kendisine hizmet eden bürokrattan yoksun kalır. Bu kısır döngüde, siyasetçi millete hizmet eden bürokratı değil, kendisine hizmet eden bürokratı tercih eder.
6- Ekonomi yani işadamları bir yolunu bulup hem siyaseti ve hem de bürokratı etkilerler. Yazımın başında da belirttiğim gibi, siyasetçi ve bürokratı etkileyen ve onlar üzerinde en fazla ağırlık taşıyan baskı grupları zenginlerin yani işadamlarının kurdukları örgütlerdir. Türkiye’de Odalar ve Borsalar Birliğinin, TÜSİAD denilen Derneğin, TÜSİAD modelini benimseyen MÜSİAD’ın (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin) gücü çok açık ve bellidir. Bu sivil toplum örgütleri hem siyasetçi ve hem de bürokrat üzerinde çok çok etkilidir. Bu etkiyi ve gücü kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar.
7- Görüntüde halka dayanan ve halkın seçtiği insanların yönetimde olduğu demokrasi maalesef, siyasetçi, bürokrat ve iş adamlarının bir saltanatı gibi görülmektedir. Bu durumda bu saltanatın savunulması imkansızdır. Demokrasilerde saltanatın meydana gelmemesi için halkın bilinçli olması ve Devlet işlerini yürütenlerin de bilge ve erdemli insanlar olması gerekir.
Not: Siyaset, bürokrasi ve ekonomi üzerine düşüncelerimi yazmaya devam edeceğim. Haftaya “Platon ve Devlet Felsefesi üzerinde duracağım, inşallah. Şimdilik, Platon’un bir veciz sözüne yer verelim: “Ya Devlet adamları filozof olsun ya da filozoflar Devlet adamı olsun”.

(28.09.2016)

55-
Platon'a sormuşlar. "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Platon tek tek sıralamış:
1- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.
2- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para harcarlar.
3- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
4- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamadan ölürler.

(25.06.2015)

56-
Aşağıda Çocukluğumdan iki anı yazdım. Tatlıcı Çocuk şiiri bu anılardan oluşmaktadır. 2006 yılında çıkarttığım şiir kitabımda mevcuttur.

TATLICI ÇOCUK

Ekmek kavgasında bir tatlıcı çocuk,
Hava acımasız, soğuk mu soğuk.
Almış eline, bir koca tepsi,
İşte sermayesinin hepsi
Bir de çınlayan sesi:
“Tatlı, tatlı, tanesi elli kuruş,
Beğenmezsen öyle konuş.
Tatlılarım taze taze,
Bir tane alır mısın hanım teyze.”
Bir tatlıcı çocuk, güz kadar solgun,
Bir tatlıcı çocuk, filozof kadar olgun.
Söz vermiş babasına, bir katkı bütçesine,
Karışmış gündüzü gecesine,
Hava soğuk, sokaklar çamur, ne gelir elden.
Ancak emekçiler anlar dilinden,
Bir de merhametli şairler,
Ne anlar sairler.
Bir tatlıcı çocuk, dünya kadar yorgun,
Bir tatlıcı çocuk, hayat kadar yoğun.
Bir tatlıcı çocuk, doğmuş,
Emeklemiş, emekçi olmuş,
Baharı-yazı görmeden, güzü-kışı görmüş.

ÇOCUKLUĞUMDAN ANILAR (1)

Pazarcık'ta, 10 ya da 11 yaşlarındayım. Bir tepsi tatlı aldım. Satmak için çarşının yolunu tuttum. O zaman Pazarcık'ta tatlı, asfalt yolun altında yalnızca bir evde üretilirdi. Tatlı üretilen o evden tepsisine tatlıları dolduran çarşıya ya da mahalle aralarına dalar, "tatlı tatlı" diye bağırarak dolaşırdı. Tatlıları satanlar akşam üstü tatlı üretilen o eve gelir ve kârını verirdi. 100 tatlı sattı ise, 90'ı üreticinin, 10'u tatlı satanın kârı idi. Neyse, biz de tatlıları tepsiye doldurduk ve çarşıya gittik. Hava yağışlı ve yerler çamurdu. Ne olduysa oldu ve daha bir adet tatlı satmadan, tepsi elimden kaydı ve tüm tatlılara çamura düştü. Panik, üzüntü ve ağlama seansından sonra, mecburen tatlı üretilen evin yolunu tuttuk. “Tüm tatlıları çamura düşürdüğümü ve hepsini de heder ettiğimi” söyledim.
Tatlı imalatçısı olarak bilinen o kişiler bize "eline sağlık, iyi olmuş" demediler elbet. "Zararı ödeyeceksin" dediler. Zararı ödeyeceksin, ödemesine de neyle! 10-11 yaşlarındaki bir çocuğu icraya verecek hâlleri yok tabi. Üzerimde alacak ve işe yarayacak tek bir şey keşfettiler. Onu sırtımdan çıkarıp aldılar.
Evet, eski-püskü bir ceketim vardı üzerimde. Çıkarıp aldılar. Bunun üzerine hüngür hüngür ağlamaya başladım. O ağlamaklı hâldeyken, en yakın yerde Amcamgilin evi olduğu için onlara gittim. Kapıda Rahmetli Nineciğim karşıladı. "Niye ağlıyorsun" dedi? Durumu anlattım.
Rahmetli Nineciğim, tatlı imalatı yapılan o eve gitti ve “”veryansın etti ve ceketimi onlardan geri aldı. Allah ondan razı olsun.

(2)

Pazarcık'ta 10-11 yaşlarında bir çocuğum. Günlerden 31 Aralık, yani Yılbaşı Gecesi. Her zamanki gibi yine tatlı satmak için tatlı imalatçısının yolunu tuttum. Bir tepsi tatlı doldurdum. Satmak için çarşıya gittim. Bağır çağır derken, tatlılarının çoğunu, 3-5 tatlı haricindekileri sattım. Hava soğuk, satamıyorum. Dön-dolaş olmuyor. Neyse, dedim, en azından imalatçının hakkı olan tatlıları sattım. Gidip onun parasını vereyim, dedim. Yoksa “”yine ceketime el koyarlar diye düşündüm. :))) Tatlıların ana parasını tatlı imalatçısına teslim edince rahatladım. Bana kalan tatlıları yemeye başladım. Eve doğru yiye yiye gittim. Eve girip, "bu gün Yılbaşı Tatlılarınız benden" dedim. Evde herkes gülüştü.

Bu arada şunu farkettim. Biz de çocukken cahiliye adetlerine uyup da yılbaşı kutlamışız. Allah affetsin.

(09.05.2012)

Ahmet SANDAL

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV

    "; $site = "https://adequote.com/icerik.php?url=".$url; $ch = curl_init(); $hc = "Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.1; .NET CLR 1.1.4322)"; curl_setopt($ch, CURLOPT_REFERER, 'http://www.google.com'); curl_setopt($ch, CURLOPT_URL, $site); curl_setopt($ch, CURLOPT_USERAGENT, $hc); curl_setopt($ch, CURLOPT_RETURNTRANSFER, 1); $site = curl_exec($ch); curl_close($ch); preg_match_all("@
    (.*?)
    @si",$site,$veri_derece1); echo $veri_derece1[0][0]; ?>